Medyada 2. Cumhuriyet > Siyasal İslam ve İkinci Cumhuriyet

Siyasal İslam ve İkinci Cumhuriyet

İkinci Cumhuriyet kavramının ilk olarak dile getirildiği 31 Ocak 1991 tarihinden bu yana yirmi beş yılı aşkın bir süre geçti.

Bu kavram ile ‘cumhuriyetin demokratikleşmesinin’ gereği vurgulanıyordu. Bu kavramın gerçek anlamını yaygınlaştırmak ve bugüne kadar oluşmuş yazılı birikimi kamuya mal etmek amacıyla bir web sitesi de açıldı. (ikincicumhuriyet.org)

Bu ‘demokratikleşme’ talebi çok net bir biçimde ifade edilmesine rağmen geçen zaman içinde ‘İkinci Cumhuriyet’ çok saldırılara uğradı. İçerdiği anlam saptırılmaya çalışıldı.

Bu saldırıların ilk nedeni, ‘askeri cumhuriyetin’ ayrıcalıklarından yararlananların ‘demokrasi’ kavramından nefret etmeleriydi… ‘Demokrasinin’ ne kadar kötü bir yönetim biçimi olduğunu kanıtlamak için çok uğraştılar… Hala da uğraşıyorlar.

Zaten iktidarda olan herkes bu ülkede ‘demokrasinin’ kötülüklerini anlatmaya başlıyor… Şimdi Kemalistlerin demokrasi düşmanı tavırlarının aynısını siyasal İslamcılarda görüyoruz.

Neredeyse ulusça ‘haksız kazanç’ peşinde olduğumuzdan, gerçek bir hak kavgası olan demokrasi bir türlü bu ülkede benimsenemiyor.***

Kimse hakkını almak için mücadele etmiyor burada.

Burada siyasal kavga, ‘kim hakkından fazlasını alacak’ kavgası.

***

Alper Sedat Aslandaş ve Baskın Bıçakçı, İletişim Yayınları’ndan çıkan Popüler Siyasi Deyimler Sözlüğü’nde ‘İkinci Cumhuriyet’ kavramını ve kimin, hangi nedenle bu kavrama karşı çıktığını şöyle tanımlıyorlardı:

“İkinci Cumhuriyet’ deyimi, 1991 yılından itibaren başka bir içerikle yeniden telaffuz edilmeye başlandı. 1923 Cumhuriyeti'nin demokratik ve çoğulcu bir niteliği bulunmadığı, egemenliğin halka değil bürokrasiye ve orduya ait olduğu, devletçi ekonomik anlayışın bir ‘soygun sistemi’ne dönüştüğü tespitlerinden hareketle ortaya atılan, cumhuriyetin demokratikleşmesi ve siyasal sistemin yeniden yapılanması amacı, İkinci Cumhuriyetin kurulması olarak nitelendi. ‘İkinci Cumhuriyet’ fikrini ortaya atan ve ısrarla savunan Mehmet Altan’a göre bu, rejimin bürokratik yapısının değiştirilmesi, devletin ekonomik ağırlığının azaltılması, şeffaflaşması, vergi verenlerin vergilerinin nereye harcandığını denetleyebilecek hale gelmesi, rejimin, üzerindeki ordu vesayetinden arındırılması ve ‘tüm toplumsal tabakaların katılımıyla devlet çatısının üretken ve demokrat olarak yeniden çatılma’ önerisiydi. Atatürkçü/Kemalist aydınlar ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki modern, laik, anti-emperyalist karakterini yozlaştırmaya dönük bir girişim saydıkları ‘İkinci Cumhuriyetçiliğe’ büyük tepki gösterdiler.”

Hala da gösteriyor.

***

Askeri vesayete karşı AB standartlarında bir demokrasi mücadelesi verilirken iktidara AKP geldi.

ABD ve Avrupa Birliği, AKP iktidarını kuvvetle desteklediler.

Umdular ki AKP, Müslüman-demokrat terkibini oluşturacak. Bizler de umutlandık. Nitekim ilk başlarda bu umut istikametinde önemli işler de yapıldı.

AKP’nin iktidarıyla Türkiye’nin eline çok büyük bir tarihsel imkân geçmişti.

Dünya nüfusunun neredeyse dörtte birini oluşturan 57 Müslüman ülkenin sisteme entegrasyonunun, demokrasiyle taçlanmalarının, refahlarının artmasının öncülüğünü Türkiye yapacaktı… Müslüman bir ülkenin AB üyesi olabileceğinin, Müslüman bir ülkede de kadın-erkek eşitliği gibi imkânların sağlanabileceğinin de kanıtlanması bekleniyordu.

Türkiye, Müslümanlık ile Hristiyanlığın, Doğu ile Batı’nın birleştiği tarihi köprü olacaktı.

El Kaide gibi, IŞİD gibi örgütlerin anlamsızlaşacağı bir ‘barışın’ sağlanmasının en büyük aktörü olarak sahneye çıkacaktı Türkiye.

Dünya tarihini değiştirecek bir güce sahip olmanın eşiğine gelmişti ülke.

***

AKP bütün bunları gerçekleştirebilir, hem kendi kaderini, hem Türkiye’nin kaderini, hem de dünyanın kaderini değiştirecek o büyük güç olabilirdi.

Tarih, AKP’ye bu heyecan verici fırsatı bağışlamıştı.

İlk başlarda gerçekten de bu tarihi misyonu yerine getirecek adımlar attılar.

Sonra yarı yolda vazgeçtiler.

‘Cami’ üzerinden küçük kurnazlıklar, büyük vurgunlar yaparak çukura gömüldüler.

Demokrasiye ulaşmak yerine, ‘onlar bize çok zulüm yaptı. Şimdi sıra bizde’ türünden sloganların ardına saklanarak büyük bir soyguna giriştiler.

Para, onlara tarihi bir role sahip olmaktan daha çekici geldi.

Çaldıkları para arttıkça, mutlak iktidar olma arzuları da arttı.
***

Sanki tarih tekerrür eder gibiydi…

1908’de İttihat Terakki’nin öncülüğünde gerçekleşen 2. Meşrutiyet, ülkeye büyük bir özgürlük havası getirmişti, çok kısa bir zaman sonra bu hava dağıldı, yerine İttihat Terakki iktidarıyla çok ağır bir baskı geldi.

Bu da AKP’nin ilk ve son yıllarındaki birbirinin tam zıttı uygulamalarıyla sanki aynı.

Ama sonra ne oldu?

Osmanlı paramparça olarak battı… O zulmün siyasi mimarlarının sonu da hayırlı olmadı.

İnsan yakın tarihe baktığında sormadan duramıyor, bu ülkede siyasetçiler hiç mi akıllanmaz? Hep yönetmeyi zulmetmek olarak mı anlar? Kendini de memleketi de rezil etmekten hiç mi vazgeçmez?

Galiba vazgeçmiyorlar…

***

Siyasal İslam faşizmi, Türkiye’nin ‘cami-kışla’ parantezinde sürekli boğulup kaldığını… Daha doğrusu ‘cami-kışla’ kavgası görüntüsünün altındaki o talancılığın ve hırsızlık merakının hiç dinmediğini gösteriyor…

Hangi kılıkta gelirlerse gelsinler, sonunda ülkeyi soyuyorlar… Sadece görünürdeki ideolojileri ve söylemleri değişiyor ama amaçları değişmiyor.

Katı Kemalizm de gerçek bir demokrasi istememişti, bu Türk usulü başkanlık adına ülkeyi kan gölüne döndüren siyasal İslam da istemiyor…

Çünkü demokrasi olunca hırsızlık bu kadar rahat yapılamıyor.

***

Rejimin demokratikleşmesini, çağdaş ölçülerde gerçek bir demokrasi kurulmasını isteyenler, ister üniformalı olsun, ister siyasal İslam kıyafetli olsun her türlü İttihat Terakki’ye karşı çıkmak zorunda.

Bir gün gerçek demokrasiye ulaşana kadar mücadele etme gereği var.

İttihat Terakki de bu ülkede yolsuzluklara bulaştı, Kemalist yönetimler de, siyasal İslamcılar da… En azgınları siyasal İslamcılar çıktı ama neticede aynı baskının ve soygunun değişik basamaklarında duruyorlar hepsi.

Neredeyse bütün görüşleri denedikten sonra, kandan, kaostan ve hırsızlıktan kurtulamadığını gören Türkiye’nin ‘gerçeği’ ve kurtuluş yolunu arayacağını umuyor insan.
Bunu bekliyor.

***

Türkiye bir anlama sıkıştı, bir anlama da yeni bir imkâna kavuştu.

‘Askeri vesayet’ derken , ‘siyasal İslam faşizmine’ tutulduk… Kışla üzerinden siyaseti de gördük, cami üzerinden dini sömüren bugünkü rezil zihniyeti de…

İkisin de ne olduğu artık biliyoruz…

Tek yaşamadığımız şey, gerçek bir hukuk devleti, gerçek bir çoğulculuk, gerçek bir özgürlük ve demokrasi…

***

Bu da zaten, ‘İkinci Cumhuriyetin’ Türkiye için talebinin özeti.

Demokratikleşme, bu toplumun en temel ihtiyacı olmaya devam ettikçe İkinci Cumhuriyet’in işlevselliği de devam edecek.

25. yılında ikinci Cumhuriyet, yeniden…

gazete360.com, 25.04.2016

Konu ile ilgili sayfalar...
03.07.2017 - 15 Temmuz’un ilk entelektüel sonucu ...
20.09.2016 - Garip ilişkiler...
16.08.2016 - Mehmet Altan: Türkiye, 'İkinci Cumhuriyet' kavramına mecburen geri dönecek...
12.08.2016 - Batı’nın “Yeni Türkiye” kuşkusu ...
23.11.2015 - Dünyada ve Türkiye’deki gerçek kutuplaşma ...
Bütün başlıklar için tıklayınız